9.8.16

Kabağın da bir sahibi var

Kabağın da bir sahibi var
Vaktiyle bir mübarek bir zat tıraş olmak için berbere gider. Berberden saçlarını usturaya vurmasını ister. Berber tıraşa başlar. Saçların bir kısmı tam olarak kazınmıştır ki mahallenin kabadayısı içeriye girerek mübarek zatın başının saçsız kısmına vurur ve "Kalk bakalım kabak derviş, kalk da tıraşımızı olalım" der.

"Dövene elsin, sövene dilsiz" olmayı kendine ilke edinmiş olan derviş bir şey demeden kalkar ve kabadayıya yerini verir. Kim bilir belki de kabadayıyı da bir imtihan vesilesi bilmiş, buna da sabretmenin günahlarına kefaret olacağını düşünmüştür.

Kabadayı dervişin cevap vermeyişinden midir yoksa onu tanımadığından mıdır bilinmez, kendi tıraş olurken de dervişi sürekli aşağılamaya başlar. Dervişin adı onun için kabak olmuştur. "Kabak aşağı, kabak yukarı!" diye konuşur durur.

Tıraş bittikten sonra kabadayı dükkândan çıkar. Çok geçmeden geminden boşanan bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir ve kabadayıyı ezip geçer. Mahallenin kabadayısının cansız bedeni yolun ortasında yatmaktadır.

Dervişi evvelden tanıyan berber şaşkın bir şekilde dervişe döner ve sorar; "Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?"
Durumdan sıkılan derviş mahzun bir şekilde cevap verir: "Vallahi gücenmemiştim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!"

0 yorum: